Yeni Yıla Eski Yazı

Yeni yılın ilk yazısını yazmak için çok ama çok geç kaldığımın farkındayım. Araya giren yılbaşı koşuşturması, kısa sayılabilecek ama yine de epey vakit alan bir kitap çevirisi, okunan birkaç kitap, gezilen mekanlar, gidilen konserler, sinema filmleri derken 2014’ün ilk ayını neredeyse bitiriyoruz. Aklımda daha kapsamlı ve ilgi çekici birkaç yazı fikri halihazırda var ama sevgili blog’um ve (her ne kadar sayısı hala az da olsa) sevgili okur, şu an için sıfırdan bir yazı yazacak vaktim ne yazık ki yok. Aklımdaki yazıları zamanın elverdiği ölçüde yazana kadar geçen yazımda bahsi geçen göçmen kışlar yazımı noktasına, virgülüne dokunmadan burada paylaşmak istiyorum.

Yazıyı geçenlerde bilgisayarımın tozlu yazı arşivlerinde buldum ve yıllar sonra bir kez daha okudum. Dosyaya ‘kar taneleri’ adını vermişim o dönem, oysaki yazının başlığı ‘göçmen kışlar’ olarak duruyor. Garip bir his, uzun zaman önce karaladığım satırları okurken kapıldığım bir başkası yazmış da ben okuyormuşum hissi sardı beni. Bu sabah tombul kar tanelerini ellerimle tekrar hissettikten sonra üzerinde sonradan pek düşünmediğim yazı düştü aklıma. Aklınızda oluşabilecek her türlü olumlu ya da olumsuz eleştiride bu yazının Aralık 2005’te kaleme alındığını, o zamanlar 22 yaşını bitirmek üzere olan çiçeği burnunda bir çevirmen olduğumu dikkate alırsınız, değil mi? Evet hazırsanız, iyi okumalar!

 

GÖÇMEN KIŞLAR

 

     Kar taneleri… Birbirinden farklı… Büyüklü, küçüklü…Sakin, telaşlı…Aslında insanlar gibidir kar taneleri, her biri kendine özgü, birbirine hiç benzemeyen… O yüzden mi insanlar da kar taneleri gibi savrulup gitmek ister acaba? Evet, kimisi kar tanelerine özenir, bulunduğu yerden çok uzaklara savrulmak ister, orada bir yerde kar örtüsünün bir parçası olmak… Kimisi de sadece uçmaya özenir, kar tanesine dönüşüp gökyüzünden nazlı nazlı yere süzülmek ister… Acaba hangisi isteğine ulaşır, ya da hiç ulaşabilen var mıdır?

 

     Her mevsim, herkeste farklı duygular uyandırır. Ancak, nedense, kış pek de rağbet gören mevsimlerden değildir. Rakipleri yaz veya ilkbahar kadar albenili, sıcak ya da coşku dolu değildir tabii ki. Sonbahar ise, hüznüyle, bitmek bilmeyen yağmur fonlu yalnızlıkları ve melankolisiyle zaten ayrıdır hepsinden. Geriye bir tek gri, karanlık ve soğuk kış kalır, o sevilmesi kolay olmayan kış. Ancak, kış bu ‘açığı’ her yanı çocuksu bir saflığa bürüyen ‘kar’la, eşsiz kar taneleriyle ve izlemeye doyulmaz manzarası ile kapatır. Kar, başlı başına, kışın en anlatılmaya değer mucizesidir. Kar tanelerinin doğaya diktiği kıyafet, burnu üşümüş kardan adamlar, çocuk kahkahalar ve karın yağışını izlerken içilen sıcak çikolatanın ağızda bıraktığı tat, kışın en yaşanası yönleridir. Ancak, kışın insanların en çok kaçmak, savrulup gitmek istedikleri mevsim olduğu bir gerçektir aynı zamanda. Göçmen kuşlar gibi kanatlarımız yoktur ki bizi uzak diyarlara taşıyacak, sıcacık günler geçirmemizi sağlayacak. İnsanların içlerinde kar taneleri düşleri yeşertmeye başlamaları da bu ana dek düşer işte. Ama bu düş hafızamızdaki eski düşler mezarlığındaki yerini alır, böyle olmalıdır da. Çünkü sıcak, yaz kokulu akşamları yaşayana, sahilde uzun yürüyüşler yapana, ağustos böceklerinin seslerini duyana, çiçeklerin tomurcuklanmasını görene kadar; kar tanelerini yüzünde hissetmeye, çocuklar gibi kahkaha atıp kardan adam yapmaya ve bazen de burnunun üşümesine ihtiyacı vardır insanın. Durulmaya, düşünmeye ihtiyacı vardır. Doğanın dört hediyesinden biri olan kışı, beğenilmemiş bir hediye gibi bir kenara atmamalı, onu kabul etmeli, onun tadını çıkarmalı, onu küstürmemelidir. Kaldırıp kafamızı camdan dışarı bakmalıyız, hele bir de kar varsa o camdaki resimde bolca keyiflenmeli, yoksa da o çıplak dallarıyla yalnız duran ama bir o kadar da rüzgârlara, fırtınalara direnen ağaçlara, soğukta yiyecek bir şeyler arayan güvercinlere bakmalı, durup düşünmeliyiz. Onlar nasıl her şeye direniyorsa, biz de hayata karşı dayanıklı olmalı, onun mucizesini tekrar irdelemeli ve belki de, artık, kar taneleri gibi savrulmamalı ve olduğumuz yerde kalmalıyızdır, hem kışı sevmek hem de hayatı ‘her yönüyle’ yaşamak adına…

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s