Suskunluk

Pek muhterem (az sayıdaki) okurlarım,

Normalde bir blog yazarı yazı yazmayınca, kendisinden çıt çıkmayınca insanın hafiften bir akla takılır, “sahi n’oldu da yazı yok?” diye şöyle bir gelir geçer aklından, arada sırada siteyi kontrol eder. Ama pek tabii benim gibi bir blog yazarından söz ediyorsak bunun tam tersi söz konusu: Artık benim bir yazı yazıp şuracığa iliştirivermem büyük şenliklerle kutlanacak! Ben zamanında günlük tutarken de o defterler hep önce aylık sonra yıllık en sonunda da önemli olayların kayıt defteri olarak vazife görmüştü ya, neyse.

Bir yıldan fazla bir süredir yazı yayınla(ya)mayışımın çok sağlam bir gerekçesi var: Anne oldum. Ama sakın bu cümleye aldanıp da burayı bir “sevgili oğlumla ek gıda serüveni”, “canım oğlumun ilk sözcükleri”, “doğum hikâyem” gibi yazılarla dolduracağımı sanmayın. Bunları da ayrı bir blogta anlatabilmeyi, yazmayı düşünebilirdim elbette, ancak ona ne vakit yazabilirim orası meçhul. Buraya yazmamaya karar verdim, sizi bu annelik meşguliyetleriyle meşgul etmek gibi bir derdim yok. Ne diyorduk? Evet, anne oldum. Bu iki sözcükle bu kadar net ifade edilen büyük olay, insanı dönüştüren, daha önce yaşadığı hiçbir şeye benzemeyen bir deneyim(miş). Ben de 5 ay önce öğrendim ve aslında hâlâ öğrenmeye devam ediyorum. Hayatta hep bir şeyleri öğrenmeyi, merak etmeyi sevdim. Bu süreçte de her gün yeni bir şey öğreniyorum, tam “tamam artık az buçuk çaktım bu olayı, geçen seferde falanca olmuştu” gibi düşünecek olurken o gün tamamen farklı bir şey karşıma çıkarıyor oğlum ve ben ister istemez bu durumla baş etmeyi öğreniyorum. Onun zaman içerisindeki gelişimini, büyümesini izlemek bunda en büyük payın bana ait olduğu bilmek ise tarif edilemez. Bu kadar zaman alıcı, bu kadar harikulâde ama bir o kadar da yorucu (hatta bazen tüketici) aylar yaşarken ister istemez kendi hayatımdan, zevklerimden feragat ettim ve etmeye devam ediyorum. Anne kişisinin kendine vakit ayırması, nefes alması önemli mesele ve ben bunu mutlaka yapmaya çalışıyorum ara ara. Ezcümle oğluma vakit ayırırken istediğim gibi upuzun, üzerinde düşünülmüş, oya gibi işlenmiş yazılar çıkmıyor maalesef. Geçen aydan beri de evden çalışmaya başlayınca Deniz’in pek de ahım şahım olmayan uyku saatlerinde ya çeviri ya da redaksiyon yapıyorum. Uykuyla uyanıklık arasında çiçek, böcek adları sayıkladığım oldu geçenlerde, çok ciddiyim.

Yakınlarda çok sevdiğim bir nesne düştü aklıma, çocukluğumdan beri sevdalıyım ona. Onun hakkında zihnimin bir köşesi cümleler evirip çevirmeye başladı bile. Daha uzunca bir vaktim olduğunda onu yazmaya niyetliyim. Ufak bir ipucu: Kendisi pek çok yazıseverin baş tacıdır.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle,

Simge